Haydi Hayal Kuralım


"Haydi gözümüzü kapatalım ve hayal kuralım" dedim çocuklar.
-"Ne kuralım" diye sordular.
-"Ne isterseniz" dedim.

Yine baktılar masum masum yüzüme. Alışmışlardı çünkü sürekli ödevler verilmesine, yönergelerle yönlendirilmelere...
-meli -malı şeklindeki sorumluluk bildiren cümleleri işitip duruyorlardı. Mütemadiyen hayaller de sınırlı olmalı diye düşünmüş olsalar gerek..

-"Özgürsünüz" dedim. "canınız ne istiyorsa, nerde, nasıl, kimle olmak istiyorsanız, ne yapıyor olmak istiyorsanız, onu hayal edin" dedim. Hayaller kurmalı ve o hayallerin peşinden koşulmalıydı çünkü. Ne demiş ünlü oyuncu Russel de ' Büyük işler, büyük hayaller kurma özelliği olan insanlarca başarılmıştır".
Sen sakın vazgeçme çocuk!

Hayal kurmaktan ve peşinde koşmaktan.

Bırak kim ne derse desin, en fazla benim gibi deli olursun ya da şaşkın pollyanna diye anılırsın :)

Sen karartma çocuk içini. Büyüdükçe her şeyin ne kadar çabuk kararabileceğini göreceksin çünkü.

Ben aydınlığımı hayallerime borçluyum ve her ne olursa olsun çok da mutluyum.

O zaman haydi bakalım, siz de önce gülümseyin ve hayaller kurun ;)

Haydi Hayal Kuralım


Nezaketen Yaşıyoruz

'Nasılsın?' diye nezaketen soruyoruz.
Nezaketen cevap veriyoruz, 'iyiyim' diye.


Nezaketen “kendine iyi bak”  lar,
Çok da umrunda karşındakinin kendine iyi bakıp bakmaması sanki..
"Çok öpüyorum seni”
 Hadi ya öpüyor musun cidden? Az öpsene ya.
“Seni çok seviyorum,”
Nasıl? Az sevsene bi ya, görmek istiyorum çok sevdiğini.
Alıştığın için mi söylüyorsun? Hissederek mi söylüyorsun sevdiğini?

Hissetmiyorsan bence söylememelisin. Ya da bence sen de düşünmelisin, cidden çok seviyor musun acaba? Ya da çok sevmek mi istiyorsun, kendini de çok sevmek için söyleyerek inandırmaya mı çalışıyorsun acaba?

“Görüşmek üzere hoş çakalın”
Var bir de hoşça mı kalayım, valla kalayım mı? Cidden istiyor musun hoşça kalma mı?
Bence kalmalı mesela, hoşça kalmalı insan, ne güzel, mutlu, umutlu kalmalı…

“Günaaaydın”
Aydı mı cidden sana gün? Bazen aymıyor mesela, ama aymasa da söylüyoruz di mi? Çünkü hep böyle söylenir.

Ne istiyorsan söyle, söyle de, hissederek söylenilse mesela daha güzel olmaz mı?
Bence daha güzel olur. Nereden mi çıktı şimdi bu cumartesi günü bu sorgulamalar.

Nezaketen Yaşıyoruz

Nasılsın? 



Mutsuz olduğum, iyi olmadığım anların birinde okuldayken dün telefonum çaldı. Karşıdaki kişi “merhabalar hocam nasılsınız” diye sordu? İyi değilim dedim. Adam bi kaldı… Soracağı işi unuttu bir anda.

-           - ıııı uuu… sessizlik oldu .

Sonra ‘buyurun hocam’ diye devam ettireyim de, adamı kurtarayım dedim. Asıl sorusunu sorabilsin, işini yapabilsin diye. Çünkü o kadar belli ki, öylesine sorduğu, nezaketen cümle kurduğu. (Bu arada konuşmayı devam ettiremeyecek kadar resmiyette olduğumuzu da düşünmüyorum. ) Ayrıca resmiyet dediğin nedir ki, resmi olunsun ne olacak yani. İnsansın en nihayetinde. 

-'Hayırdır hocam' diye sorabilirsin, 
-Umarım iyi olursunuz,
-Sesiniz kötü geliyor zaten diyebilirsin.

Mesela üzülmüş de olabilirsin karşıdakinin cevabını öyle duyunca. Üzüldüm diyebilirsin, ne bileyim işte. Şaşırdıysan şaşırdığını bile söyleyebilirsin.

Ama dedim ya, öyle alışmışız ki, laf olsun diye konuşmaya, nezaketen sorular sormaya. Ve tabi karşılığında da nezaketen verilen cevaplara..

Değil mi, bak bir de böyle bi şey var. Adama da çok yüklenmeyeyim şimdi. O da görmemiş ki belki, hiç karşılaşmamıştır böyle samimi cevaplara. Halbuki iyi değilim deyivermiştim bir anda. Belki bi sese ihtiyaç duymuştum o an, konuşmaya, azcık rahatlamaya.



İşte böyle bir şeyler. Bugün de böyle olsun. Size gayet samimi bir şekilde, bu yazıyı okuyan herkese mutlu hafta sonları diliyorum. Nezaketen değil, içinizden gelerek konuşabileceğiniz, sohbet edebileceğiniz dakikalar geçirmenizi diliyorum.


Ha bir de siz siz olun. Karşıda ki iyi değilim diyorsa bence ilgilenin onunla. Hadi olmadı, nezaketen ilgileniyormuş gibi yapın. Bunu yapabilirsiniz herhalde…

Nezaketen Yaşıyoruz








Hani insanlar soruyor ya 'nasıl oluyorsun öyle, nasıl beceriyorsun' diye. 'Valla bir şey yapmıyorum abicim' diyesim geliyor.
Ben ne hissediyorsam öyleyim. Yaşıyorum, sadece yaşıyorum. Yaşamak istiyorum. Görmek istiyorum. Gülmek istiyorum, mutlu olmak istiyorum, zıplamak, koşmak istiyorum.

Biri engel olacak olduğunda da çıldırıyorum işte. Biri benim gördüğüm güzelliklere gölge edecek olursa, ışığımı söndürmek isterse öldüresiye çıldırıyorum işte. Değerler benim için çok önemli azizim, ben değerlerimle yaşıyorum. Onlarla var oluyorum.

Saygı var benim için her şeyden öte… yanına geldi mi, olumsuz takılar ‘–sızlıklar’ beni alıyor, sızım sızım sızlamalar. ‘Heyt!!! Bulaşmayın lan bana’ diye bağırasım geliyor. Yahut da kaşınma kızım diye kendime bağırıyorum. Görmüyor musun olmuyo, olduramıyorsun işte, ne uğraşıyorsun, çık o yarattığın hayal dünyandan diye başlıyorum bıdı bıdı söylenmeye…


Güzel olan ne varsa onları düşünerek başladım güne.. Önce çillerimi düşündüm mesela. Hani şu ergenlikte, niye kimsede yok da ben de var diye üzüldüğüm çillerimi :) iyi ki varlar diye sevdim mesela. Sonra da makyaj yapmadan üzerlerine gölge edecek tek bi şey sürmeden çıktım :) Rüyamı sevdim, biricik kızımı arabamı, almak için az uğraş vermediğim arabamı, işimi sevdim yine ne deli işi yapıyorum ama diye gülüp durdum, az dirsek çürütmedim, bu yere gelebilmek için, sonra düşündüm düşündüm şehrimi sevdim, İstabul’ u. Zorluğunu unutup, güzelliğini sevdim. Tuttum müdürümü sevdim mesela, bir anda hiç beklenmedik, cümleler söyleyip, espiriler yaparak beni şaşırtan gülen adamı, öğrencilerimi sevdim. 

Ve yalnızlığımı sevdim, evet doğru, sevdim. Ben böyle de güzeldim belki.  Niye uğraşıyordum ki. Benim gibi bi deliyle yaşanır mı hiç :)

Ben hep uğraş’ ı sevdim, ama uğraş' ı sevenler beni sevmedi.
Sonunu da selvi boylum al yazmalıma bağlayıp, sevgi emekti diye bitirciim korkarım :))

Ama sevgi emekti işte, n' yapalım ? Neyse en iyisi mi ben daha bi şey yazmayıp susayım mümkünse…


İyi gecelerdi o zaman :)








Mesele Neydi

Mesele havanın nasıl olduğu değildi.

Hava güneşli ya da değil, sen güneşli miydin acaba?
Senin havan nasıldı?

Havasız mı kaldın yoksa? Hiç de adetin değildi. Kolay kolay olmazdı. Hava nasıl olursa olsun, senin havan genelde ilkbahar olurdu. Hep o güneş tepende olur, çillerin artmasın aman koruyayım yüzümü diye yanından güneş kremini eksik etmezdin. Şimdi ne oldu?
Halbuki bu sefer aylardan da marttı,  tam da bahar gelmişti gerçekten, hava da güneşliydi,. Sen nerelerdeydin? Hangi rüzgar savurdu seni, kayıp mı oldun yoksa? İzin vermeseydin rüzgarın savurmasına, ne kadar zayıf da olsa bedenin bi şekilde, direnirdin, karşı koyardın sen. Yoruldun mu yoksa?


Hayır hayır, sakın çık oradan. Konuşma söyleme öyle olumsuz kelimeler, cümleler.
Al eline süpürgeni sen yine evi temizlemekten başla mesela. Evin tozunu alırken, kendi ruhunu da temizlemeye çalış ne dersin? Kapat şu müziği de söylemesin günlükler öyle ezgiler…

Hep aynı yol ama dediğini duyar gibiyim. Ama olsun, bir daha dene. Sen bulmuştun bu yolları, sen denemiştin. İyi de gelmişti. Hadi kes ağlamayı, istersen yine banyoya git, şarkılar söyle, sesini kaydet. Bu da bir terapi yolundu, hatırla hadi…

Dinletemediğin şeyleri, şarkılarla dinletirsin belki.. Hadi düşün anneni getir aklına ve hemen kendine gel. Hiç bi şey o kadar acıtmayacak biliyorsun… Nasılsa yarın olduğunda kimse bilmeyecek yine. Bu dört duvar arasında ne olduğunu… Sen yine çiçeklenip gideceksin okuluna. Başlayacaksın yine görüşmelerini yapıp, insanları dinlemeye. İlaç olmaya çalışacaksın yine onlara. Çünkü bu senin sadece işin değil, hayatın. Sensin bu! Görebileceksin yine aydınlığı. Arabana binip yine şükrederek başlayacaksın bence güne kesin. Sonra başta en yakınların olmak üzere sana garip gözlerle bakarken, sen de kafana huni takıp, deliliğe vuracaksın, biliyorum.

Hadi kalk o zaman bi kahve koy şimdi.

Çayın kalabalıkla arası iyiydi, kahve yalnızlık isterdi unuttun mu?






herkese benden çay

Sizi gidi işe gitmek için karları aşmak zorunda kalan zavallıcıklar, bugün tatil yehhu diye yataktan kalkan zıpırlar (temsili ben), tatil nasılsa diyerekten uzunca bir süre yataktan kalkmak istemeyen koca popolu miskinler, kahvaltı masasında çayını yudumlayanlar, yumurtayı haşlamamı yapsam omlet mi diye düşünenler, her yerde kar var diye şarkı mırıldananlar, yollar kilit diye isyan eden şoförler, ah keşke örtmen olsaydım diye kedinin ciğere baktığı gibi bakan, sonrasında gıcık olup isyan eden sevimliler, sevgilisiyle kavga edip son görülmesini takip eden aptal aşıklar, perdesini aralayıp karı seyreden ormantikler, keşke bir sevgilim olsaydı da el ele yürüseydim karlarda diye içlenenler, sevdiceği uzakta olup da  hüzünlenen içli köfteler, bugün neler yapmam ki diye düşünüp hala bi şey yapamamış olanlar, pencere kenarındaki çiçeklerini sulayanlar, akşama ne yemek yapsam diye düşünenler, kocasına dırdır edip işe uğurlayanlar….

Tatil konseptiyle kendi penceremden değinmeye çalıştığım sevgili örneklem kişiler :)

Herkese benden çay!  Şakir’ e ?  Şakir’ e çay yok!



Yok be Şakir’ e de olsun, yazık o da içsin bugün, içimden geldi :)

Şakir abi, Şakir dayı her neyse işte. Seni de unutmadık bugün,

Şakir’ e de benden çay.
Şakir mi kim?
Hey sen, sen olabilirsin mi ki ? 







Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı