Balon uçtu, elimde ipi kaldı. Boynum ağrıdı, gökyüzünde gidişini izlemekten, gözümün önündeki son hali olacaktı neticede, olmayacaktı bakmalara doyum ama yine de izliyordun işte.

Hem uçan balon sevmem ki ben.
Ben dalgalandırayım, oynayayım, koşturayım isterim, uçurtma misali…
Madem bilmiyorsun nasıl balon sevdiğimi o zaman sor değil mi almadan önce, hayır aldın madem, o zaman bağla bir yere ‘uçmasın de’ bana, hem elime verip iplerini hem söylemezsen uçacağını olur mu? Hem de hiç uçmayacakmış gibi davranırsan olur mu? Olmaz azizim olmaz.



Emek olmadan yemek olmaz
Emeklemeden koşmak olmaz
Her kurbağa öpülünce prens olmaz
Olsa da senin olmaz

Kahve çikolatasız olmaz
Sigara dumansız olmaz

Rüzgar kıpırdamayınca yaprak esmez
Su ise bulanmayınca durulmaz…


Olmazlara yanacağına sevgili okuyucu, oldurmaya çalışmak için yan bence.

Çünkü,
Umutsa yaşatan şayet, umutsuz olmaz ;)








Ben bi portakal olsam, soysan da başucuna koysan, ama bir yalan uydurmasan
Masallar anlatsan, gökten düşen elmaları değil de portakalları anlatsan mesela. İlle de bir şey uyduracaksan şayet, beni uyutmak için masallar uydursan…

'Bir varmış bir yokmuş' la değil de, 'bir varmış hep varmış' la başlasan…
"Yok" lar olmasa, olmazlar olmasa, hele hele mutsuz sonlar hiç olmasa.



Yarım hiç kalmasa, portakalın yarısını yersen diğer yarısı kalır mı? Kabuğunu soydun bi kere akıllım, çürür sonra, ağlar arkandan…

Farklı sonlar olsa, 
sadece onlar değil, herkes erse muradına.. Hep beraber çıksak kerevetine.


Rengarenk olsa dünya, en çok da turuncu olsa. Capcanlı olsa.
Baktıkça gözünü kamaştırsa,
Aykırı olsa özgürlüğün rengi, mavi değil de, turuncu olsa, olmaz mı?

Keşke diyorum, ah diyorum  bazen,

Benim görebildiğim gibi görebilseydi herkes, masallara inanabilseydi, hayaller kurmaya…
Hayal edip yaşamaya çalışabilseydi…

Küçücük portakalların ne kadar mutlu edebildiğini görselerdi,
Elindekinin kıymetini yitirmeden anlayabilseler, sevseler, hep sevseler, çok sevseler,


Olmazsa çay demleseler :) Ya da yoğurt yeseler :)





Minicik bedenimle kocaman dünyaya kafa tutmak istiyorum, bağırmak, haykırmak istiyorum adeta!
….
Filmlerde yaşanmıyordu yalnızca o sahneler, hayatın kendisi oluveriyordu. Biz de bir anda kah başrol kah yan rol kah figüran olup çıkıveriyorduk işte. Kimse sormuyordu bile bize hangi rolü oynamak istediğimizi…

Her şeyin bi zamanı olduğuna, yaşanmasına gerektiğine inanan ben, ısrarla, inatla yine inanmaya devam ediyordum.

Bütün kötülüklere inat, bıkmadan,usanmadan, çarnaçar konuşmaya, inanmaya devam edecektim ve haykırmaya.
Bu dünyayı iyilik kurtaracak diye.
Büyüdükçe kirlenen dünyaya inat üstelik…

Çünkü benim 'Çaremdi'  evet,  inanmak. Senin çaren ne biliyor musun, düşündün mü hiç?
Ya da sen, kendin, başlı başına çarenin ta kendisi olduğunu düşündün mü hiç?
Denedin mi?

Yapma azizim tırnak kaşınan yeri iyi bilirdi. Korkma kaşımaktan, yeterince acıtmadı mı? Yormadı mı, ağır gelmedi mi bu üzerini ısrarla, inatla kapatmaya çalıştığın yaran? Saklarsan görünmez mi zannettin, yoksa  görünmeyince sen de unuturum mu sandın ?  Kaşı, kaşıyabildiğin kadar, kanat hatta… kabuk bağlasın…

Yeterince kabuk bağlayamazsa saramazsa etrafını, o kabuğu da kaşıya kaşıya kanat ve kaldır.
Yeter ki temizlensin… Yerine yenisi gelsin…

Susma artık! Korktuğun o elalemi içinde büyütüp beslemekten de vazgeç artık!

Şimdi düşünüyorum da, yine klavyenin başında soluğu alan ellerimle…

En çok da böyle zamanlarda ihtiyaç duyuyordu gönül  belki de birine, başını omzuna yaslayabileceği, ellerini tutup yanında olduğunu hissedebileceği birine.
Konuşmak değildi mesele
Beraber susabilmekti belki de…
Uyuyabilmek, yanında ağlayabilmek, hiç bi şey düşünmeden…
Kendin olabilmek…





Zannetme ki sevgili okuyucu, edebi, standart ya da  eğitici bir mesaj. Sadece gülümsetme amaçlı, muzip bi mesaj :)

Yeni yılın öncelikle sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık sağlık…
……..
Biri beni durdursun çünkü satırlarca sayfalarca sağlıklı bi yaşam isteyebilirim sanıyorum yeni yıldan. Al sana standart ama gerçek olan tarafı, “sağlıktan önemli hiçbir şey yok şu hayatta!” der ve devam ederim ;)

Mutlu, umutlu, huzurlu, bol gülüşlü, sevindirik günleriniz olsun. “İyi ki” lerle başlayan cümlelerle bezeyip süsleyebileceğiniz, “oley, yuppi, yuppeley, yaşasın, yeppa, yehhu”  ve daha envai çeşit sevinç naraları atabileceğiniz günleriniz olsun. Gıdıklanmaya gerek duymadan gülebileceğiniz, hatta gıdıyı duyar duymaz ‘gıdısına yandığım’ diye türküler çığırabileceğiniz günleriniz olsun :)  Güldükçe salgıladığınız endorfinlerle, bütün mutluluk hormonlarınız seratoninler , melatoninler ve dopaminler halaya dursunlar ve halay başı da sizin olacağınız günleriniz olsun :) Halay başı deyip geçme haa :) Mendil sallamak önemli şey vesselam :)

Amanın o kadar da değil azcık hüzün de hayatın tuzu biberi demeyeceğiniz, o tuzun sadece sofrada çorbanıza tat katabilmek amacıyla kullanabileceğiniz günleriniz olsun.

Ehhh daha ne mi olsun, iyilik, güzellik olsun :)


Gülüşlerle ve sevgilerle...

Geçtiğimiz haftalarda katıldığım toplantıda kaymakam anlatıyordu.

…Köyün birinde uzun süren bir kuraklığın ardından yağmur duası için çıkmış köylüler. Lakin bir kişi hariç kimsecikler şemsiye götürmemiş. Kaymakam vurgulayarak anlatıyordu, “dua ediyorlar lakin aslında inanmıyorlar” diye. Çünkü köylülerin arasında tek bir kişi dua ederken yağmurun yağacağına inanmış ve bu inançla şemsiyesini yanında getirmiş.

Yemin ediyorum sevgili okuyucu o anlatırken, ‘Benim işte o benim” diye fırlayıp  haykırasım gelmişti’ :)

-Türk filmlerindeki nikah sahnesinin ortasına pat diye dalarak “durun evlenemezsiniz, siz kardeşsiniz” diye ortalığa fırlayan çıldırmış, insan gibi.

Bir de salonda Şule var ki yakın arkadaşım, ona işaret etmeye çalışıyorum, görsün beni diye :)
“Bak, bak işte kızım benden bahsediyor, varmış benim gibi birileri”.
Nasıl yalnız ve deli gibi hissediyorsam artık kendimi, gözüm onu arıyor. Yandaş buldum ya :)

Bitmek bilmeyen umuduyla şemsiyesi elinde, her an ‘yağacak yağmur biliyorum ben’ diye hazır ol da bekleyen idim ben  :))

Bırakın elimde tutmayı çoğu zaman açık hatta, ya yağarsa diye :) Hazır ol da bekliyorum resmen, kıt a dur :) (Tabi dikkatli tutmuyor da değilim, malum şemsiye bu. Ün salmış girebileceği yerlerle edepsiz, anladın sen onu ;))




Hiç mi bitmiyor umudum bitiyor tabi, ara sıra terk ediyor beni, ama günübirlik mübarek. Bazen daha uzun ayrı kalmayı istemiyor da değilim sanki :) Acık özleşelim istiyorum. Ama en fazla bir gün hadi bilemedin 2 gün sevgili okuyucu. Sonra hoop yine çillerim gibi gelip yapışıyor  yüzüme gözüme. Sadık çillerim gibi, azcık fersizleşse, sönse bile bi ışık görmeye dursun hemen turuncu turuncu beliriveriyor edepsiz şeyler :)


Şimdi diyebilirsin ki daha ne istiyorsun ?
‘Umut’ ne güzel işte diye,

Umut ediyorum da, yağmur yağmıyor be azizim. Çok mu şey istiyorum acaba :) Pamuk prensesi beyaz atlı prens öpse, yüzyıl uyuyan güzel uyansa olmaz mı? 
Pucca bile evlendi la :)) 

Bu arada o hikayedeki elinde şemsiyesi olan kimmiş diye merak ederseniz şayet, çocukmuş sevgili okuyucu. Bi tek çocuk elinde şemsiye ile yağmur duasına gitmiş.

Neyse işte sen aldın mesajı, bana şimdi burada yazdırma bık bık bık öğüt ister gibi.
O zamaaaan yağdır mevlam suuuuuu :))

Emel sayının şarkısıylan bitiriyorum satırlarımı :)

“Çatlayan dudaklara sararan yapraklara 
Kuruyan topraklara yağdır mevlam su 
Alev saracak kadar yandım yanacak kadar 
Suya kanacak kadar yağdır mevlam su”




Şemsiyeli, umutlu, mutlu, gülüşlü günler :)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı