İnsanlar plan yaparken tanrı yukardan gülümsermiş diye boşuna dememişlerdi. Son zamanlarda ne hayal ettim  ise, neyin planını, hazırlığını yaptıysam olmadı. Aksilikler silsilesi beni çok sevip bırakmadı peşimi. Çil gibi yapıştılar yüzüme :)

Evet, beterin beteri vardı. Evet, çok daha kötüsü olabilirdi. Buna da şükür idi. Hamdolsundu. Ve daha bi sürü bilimum laftı. Doğru muydu ? Doğruydu evet.

Şimdi gözümü kapattığım an, o anı, kaza anını yaşıyorum yine.
Konuşmalar, sesler, kalabalık, ama yabancı yüzler…
Çaresizliğimi hatırlıyorum. Bildiğim her şeyi nasıl da unuttuğumu hatırlıyorum.
-Polis için nereyi arıyorduk?
 -Ensem, enseme noldu benim?
-Ben yapmadım, arkamdan vurdular!
-Arabam, rüyam!
-Fotoğraf mı çekmek gerekiyordu?
-Kımıldatmayın arabamı!

-ALLAHIM KİMİ ARIYCAM BEN ŞİMDİ?

Telefonda ne dediğimi bile bilemezken imdadıma koşanlara, karakolda gece beni yalnız bırakmayan o güzel yürekli adama, sesinden bile irite olduğum, korktuğum ambulansın içinde elimden tutanlara, en az 4 güne yayılmaya çalışılarak sürüncemeye bırakılan hastane işimi bir günde halledenlere, arabamı o izbe otoparktan almak için yanımda olup yardım edenlere, belki yeni tanıdığım ama pek bi sevdiğim, minnet duyduğum o güzel insanlara ve burada sayamayıp lakin yanımda olan herkese çok teşekkür ediyorum.

Malum her şeyden önemli,  değerliydi “vefa” duygusu benim için… belki bu gerçekten küçüktü ama gereksiz yere uzayan bi olay oldu. Ama sayenizde geçecek. Ve geçiyor da biliyorum.
Sabahın köründe kendi çığlığımla uyanıp, soluğu klavyede aldım. Şimdi kahvaltımı yapar, geri kalan işlerim için, karakola gitmek üzere ayrılıyorum.

Belki sizlerin tabiriyle elimden tutan, yanımda olan güzel bi adam, koca, eş, sevgili, adına her ne halt deniyorsa işte :) Ondan olmadı benim. Ama ne çok şanslıymışım ki, güzel insanlar biriktirmişim kendime…


Mutlu, sağlıklı, kadir kıymet bilen, vefa duygusuna sahip, doğru  insanlarla beraber olacağınız güzel bir gün diliyorum, bu yazıyı okuyan herkese…

Ha bir de bol gülüşler tabi ki de :)


Sevgili midem, canım midem, nolur artık kendine gel. Kaç gündür burnumdan getiriyorsun, bi sakinleşsen, bir durulsan artık, bulanmasan olmaz mı? Tamam, ben seni üzdüm ama bir daha üzmeyeceğim söz veriyorum ;) hem ben hangi sözü verdim de tutmadım şimdiye kadar? Güven bana n olur? Tamam, bir kere yaptım asrın hatasını, tutamadım kendime verdiğim sözü, yeterince utanıyorum bu yüzden. Sen de daha fazla üstüme gelmesen olmaz mı?

Ellerim midem de yazıyorum bu satırları çok sevgili okuyucu. Deli deme bana, amaaannn!!!
Ya da ne dersen de. Kimin ne düşünmesine engel olabiliyoruz ki zaten şu hayatta. Tek bildiğim midem burnumdan getiriyor ve korkuyorum. Sürekli böğürmelerle geçirdiğim günler son bulsun istiyorum. Her mide bulantımda aynı korkuyu yaşıyorum. Kars’ taki gibi yine kusup üzerine bayılmak istemiyorum.

Laaaann kusmuğumda ölürmüşüm bi de, Hayırrrrrr!!! Böyle saçma bir senaryo olamaz tabi ki, olmamalı ya da :))

İnsanın ruhu hasta olmadan bedeni de hasta olmuyormuş.


Benim ruhum iyileşiyor, n olur sen de iyileş! Seni korumak için elimden gelen tedaviyi uyguluyorum, yiyip, içiyorum, koruyucu alıyorum, destekliyorum. N olur sen de biraz gayret et. Can çekişiyorum,  yalvarıyorum uleynnnn!!!


Hey sen umutsuzluk! Seni hiç sevmedim, babanı da sevmezdim zaten :) Hemen şimdi pılını pırtını topla ve uzaklaş benim dünyamdan. Geldiğin yere dön çabuk susak kafalı, pis suratlı.  Zira zor kullanmak zorunda kalıcam. Saçını çekip, totonu ısırıcam, uyan artık diye sabahları yüzüne su atıcam, yürürken ayağının altına sabun fırlatıp kaydırıcam, üzerine çıkıp tepinicem, tam su içerken güldürüp boğucam:)

İçimde pır pır havalanan kelebeklere sesleniyorum, ömrünüz bir  gün falan değil, cahil misiniz siz?  (Dünya üzerinde ömrü 1 gün olan hiçbir kelebek türü yoktur. Bilmiyorsanız araştırın siz de sevgili okuyucu. ) Her gün yine yeniden pır pır havalanıp uçmanızı diliyorum, pardon emrediyorum.

Çünkü bu benim hikayem, benim masalım. Kahramanı da benim ! Ve bugün bana bunu hatırlatan o güzel insana, çocukluğuma, sonsuz kere teşekkür ediyorum. Ne kadar kızsa da, söylense de haklıydı. Her ne kadar yüzümde şamar etkisi bıraksa da sözleri, hak etmiştim ben bunu.

Allahın hakkı üç diye ısrar etmesem, şapkadan tavşan çıkmasını beklemesem,  pamuk prensesi beyaz atlı prens öpse de uyandırsa diye düşünmesem iyiydi :)



Hayatıma giren insanları göklere çıkarma, olduğundan büyük gösterme konusunda elime su dökebilecek şahsiyet yoktu sanıyorum. Fena kapışırım ;) Önüne kırmızı halılar serer, alevli meyve tabağı getirtirdim. Sonrasında göklere çıkan adamların arkasından el sallamakla yetinir, iyi b.k yerdim.

Bu benim masalımdı ve yer yoktu artık bu masalda böyle adamlara. Eline kitap aldığında önsözlerini okumaya gerek dahi duymadan, sayfalarını hızla çevirip kitabı bitirmek amaçlı okuyan insanlara…
Benimsediği cümlelerin altını dahi çizemeyen o ellere, bakıp da göremeyen o gözlere…

Hiç birine yer yoktu artık bu masalda…




Bulaşmayın bana osuruktan nem kapıyorum. Feciyim. Fenalardayım :) Hani bazı cümleler vardır yahut da deyimler mi demeli? Acık edepsizleştirmeyince, hani böyle kelimeleri değiştirmeyince anlamı çok etkili olmuyormuş gibi gelir ya. Hah işte benimkisi de o hal şu an :)

Halet-i ruhiyemi en iyi ifade edebilecek deyimlerden bir tanesi. Buluttan nem kapmanın acık edepsizleştirimiş, daha bir argo hali diyelim ya da;)

Neden mi?


Bi masala inandım, inandırıldım. Masalın kahramanı zannettim kendimi,
Pamuk prensesin yanında dolanan yedi cücelerden biri bile değilmiş iken…

Yorgunum, yalnızım, ayarları bozulmuş terazi gibiyim. Kendimi tartamıyorum artık. Dışarıdan güzel görünen içine girince içine kasvet veren yeni yapılmış binalar misali. Bi odası bir odasına benzemeyen, bi taraf tamamen güneş alırken, bir tarafın güneş gören penceresi dahi yok.
Uykusuzluktan hortlak gibi gezer oldum. Sanki ellerime 100 kilo çuval vermişler, işkence edip, taşı bunu diyorlar. Uykusuzluğa çare ‘Ne Demiş Hayyam’ diye yola çıkayım dedim. Bu sefer de sabahları uyanmak bilmiyorum.



Sonuç : Aidiyet duygumu kaybettim. Nerdeyim, ne yapıyorum, ne işim var la benim burada diye sorarken buluyorum kendime sabahları. Çoğu zaman da kızarken... Aptallığıma, bitmek bilmeyen sonsuz inancıma... Bir çift söze kanan, en ufak hareketi jest zanneden hallerime...

Gülmek istiyorum, ne de güzel gülüşlerim vardı benim diye düşünürken, fotoğraflara bakarken buluyorum kendimi.  Halbuki ota b.ka güler, gülmek için bahaneler yaratır idim adeta. Eğleneyim, keyifle geçeyim şu klavye başına desem de son zamanlarda pek mümkün olamadı sanırsam…

Bazen ömrümü çürütüyormuş gibi hissediyorum, kendimi bi köşede gizli gizli ağlarken bulduğumda. Ya da açık açık ama fark etmeden mi demeli. Evet o kadar bi habersiz olabiliyorum halimden. Edepsiz gözyaşlarım nerede salacaklarını sapıtıyorlar. Yırtık dondan çıkar gibi fırlıyorlar :) Trafikte, alışveriş yaptığım marketin kasasında, asansörde, tuvalette. Zaman mekan fark etmiyor yani.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, kendimi bulunduğu kabın şeklini alan bi sıvı gibi hissediyorum adeta :) Baktım şekil veremedim, ben alayım o şekli diyorum sanki. Bükemediğin bileği öpmek deyimi aklıma geldi bak şimdi de :) Niye öpüyorum la niye? Kimse öpmesin, atalım adım birer birer olmaz mı? Bir sen bir ben? Hadi iki ben, bir sen o da mı olmuyo? Cık .. Ama olmadı işte, sonuç ortada…  


Masallardaki gibi bir vardı, bir yoktu…

Girdap

Debelendikçe daha da derine batıyorum adeta. Hem bu  kadar kalabalık hem bu kadar yalnız olunur muydu? Nefesim kesilecek gibi hissediyorum. Patlamaya hazır bomba gibi. Sanki bi ağlamaya başlasam, şehri sel alırmış gibi..

Çok yoruldum ve hala çok yorgunum. Di- li geçmiş zamana geçemiyor, geçmişte kalamıyor bir türlü yorgunluğum. Tam, tamam artık geçiyor derken aynı yerden kanamaya başlıyor yine yaram. Bu sefer başka, bambaşka bir şeydi halbuki. Büyük bi yaraydı. Dokunma, kaşıma daa işte kanıyo! Kanıyo, lanet olsun diye bağırmak istiyorum.

Sustuklarım büyüyor içimde. Sırf başkaları, çok sevdiklerim, değer verdiklerim üzülmesin diye tuttuğum gözyaşlarım, hiçe saydığım öteki yanım acıyo…

Ne zaman konuşmak istesem, karşılığında “ama” ile “benim de” ile başlayan cümleler duymaktan yoruldum. O  ama’ lara karşılık benim ama’ larımdan bahsedememekten yoruldum. Karşımdakini düşünmekten, kendimi, o acıyan öteki yanımı ihmal etmekten yoruldum.

Evet herkesin bir ama’ sı vardı, senin de. Ama bu sefer benim çok büyük bir ama’nm vardı. Kimseye gösteremediğim, çabuk iyileştirmeye çalıştığım, gösterirsem üzülürler, ağlarsam ağlarlar diye çekindiğim… Hep içimde yaşayıp belli etmemeye çalıştığım… Ve her cümlede o ama’m ‘ tamam’ şekline dönüşerek susup çekiliyordu yine köşesine…

Şimdi içimde kocaman bi sızı kocaman bi yara ve ne zaman diner artık hiç bilmiyorum…

ve ne yazık ki artık inanmıyorum… Pes ediyorum…



Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı